İnsan

İnsan her zaman mutlu olamaz ki. Kendiyle ilgili birçok bilinmezi de fark etse bu durum değişmez. Birbirinin suratına bakan, fakat gözlerinin içinde fer olmayan, somurtkan bir insan sürüsüyüz dünyada. Ya hep asık suratlıyız ya da yeni kurbanlarını arayan seri katilin gülümsemesi dudaklarımızın kenarındaki. Uzanıp giden caddelerde, bilmem kaç katlı apartmanlarda, damlarından gri bir sisin yükseldiği gece kondu evlerinde, plazalarda, alışveriş merkezlerinde birbirini hiç sevmeyen ve bu sevgisizliği kötülüğe doğru besleyen kalabalıklarız sadece. Hani birisi “Aman” dilese, onu o duruma düşüren her neyse ondan bin kat daha kötülük yapacağız. Kalplerimizin dış çevresinde zardan çok kötülük kalıntıları mevcut. Ellerimiz daha önce hiçbir güzeli sevmemiş gibi taştan ve kabuk bağlamış.

Biz eski zaman kalıntıları, mutluluğu artık soyumuzun da eskisine bıraktık. Bir çocuğun misketlerini gömdüğü toprağa gömdük gülüşlerimizi. Üstünü yosun bağlamış antik bir lahidin içine koyup, bin kat sarmaladık, mumyaladık sevgileri. Güneş bizim için sarı bir ateş parçası, nefes zorunluluktan öte bir şey değil.

Bayramlarımız ölülerimiz gibi soğuk, çocukluğumuz kapkara bir oda. Oysa doğduğu anda ciğerine dolan ilk hava gibi öğütlenmiş bize sevgi. Hemen şurada, elinizi göğsünüzün tam ortasına götürdüğünüzde hissettiğiniz hareketlenmenin, yaşam belirtisinden fazlası her hareketi. Yaşıyor ve nefes alabiliyorsak, salt bunun için bile sevmeliyiz kendimizi.

Belki de, kendimizi sevmekle başlayacağız yaşamaya, gerçek anlamda. Televizyonların her karesinde bas bas bağıran, beş karış suratla bizleri azarlayanlara rağmen. Ev kirasını 2 ay geciktirdik diye suyumuzu kesen ev sahibine inat. İstediği satış oranını yakalayamadık diye işten atılma tehditlerine aldırmadan, seveceğiz kendimizi. İlk tohum böyle atılacak toprağa. Sonra kendimizi sevmenin verdiği renk baştan ayağa boyayınca bizi, başka insanlarda imrenecek, çocuk bir kıskançlıkla öykünecek bize. Sonra işte o uzun caddelerde, bilmem kaç katlı apartmanlarda, damlarında gri sislerin yükseldiği gecekondularda renk renk çiçekler açacak. Yüzümüzü döndüğümüz her yanda bir ressamın milyon farklı renkle dolu paletiyle karşılaşacağız. Kadın erkek mutlu bir evcilik oyununu sürdüreceğiz. O kadar sahici olacak ki oyunumuz; ölüm bile gerçek bir ölüm olmayacak. Gözyaşları sadece mutluluğa dair olacak. Ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey.

İşte o zaman yaşamın her anında “İyi ki yaşıyorum!” diyebileceğiz.