Sıcak Yatak

Kış soğuk geçer bizim buralarda. Gece boyunca sıfırın altına iner hava. İşte o an cılız gün ışığının erittiği kar suları evlerin damından sarkıtlarını bırakır doğaya. Lapa lapa yağan karın sabaha kadar tüm yolları kapattığı, ama dışarıya çıkınca dünyanın en temiz havasını biteviye içine çektiğin zamanlar olur. O gecelerin sabahı yetim çocuklar gibi uyanırdım abi evinde. Yaşım daha 13 ya var ya yok. Kentin o soğuk günlerinde üstümde eski, dirsekleri giyilmekten yer yer yırtılmış kabanla dolaşırdım. Onca yıl geçmesine rağmen bugün hep aklımı kurcalar. Tüm o soğuklara ve neredeyse yarı çıplak gezmelerime rağmen nasıl hasta olmamışım, bilemiyorum. Derler ki; yaşadıkça daha bir adam eder zorluklar insanı. Yaşadık gitti işte.

Bu kış sabahları, kahvaltı yerine içtiğimiz taze inek sütünün buğusu durur aklımda. Salı günleri pazar kuruldu mu, ilçeye yakın illerden getirdiğimiz meyve tezgahını açar, akşama kadar avazım çıktığı kadar bağırırdım. Babam daha yeni Sinop cezaevinden çıkmıştı. Onca yıl mahpusluk ettikten sonra, çocuklarının yanına geldiğinde, geride kara toprağa konulmuş karısı ve bir çırpıda geçip gidiveren gençliği vardı. Önceleri bocaladı. Neyse ki; sevilir sayılırdı. Her sabah havanın ayazına, karına aldırmadan camiye gider, camları buğu tutmuş camide Kelkit suyundan gelen buz gibi suyla abdest alır, içeri girince namazdan evvel sobanın kenarında ellerini ovuşturarak beklerdi namaz vaktini.
Namazdan sonra muhakkak kahveye uğrar selam verip içeri girince hep aynı yerde oturur ve demleri ve buğusu bardağın üstünde duran çayını içerdi. O hapse düştükten sonra büyük oğlu aileyi çekip çevirince, söz de ona geçmiş. Aslında babam diyecek pek bir şey de bulamamış. Yıllarca uzak kalınca insan söyleyecek söz de bulamıyor.
O gün okul yolundan yukarı çıkarken inşaatın birine dalıverdim. Hızlıca çorabıma sakladığım Birinci sigarasından çıkardım. Yaktım. Karın soğu ile ağzımdan çıkan dumanın buğusu birbirine girdi önce. Sonra ben boğazımdan aşağı inen dumanın keyfini çıkara çıkara karşı köyleri seyretmeye daldım. Ne zaman ki sigara tutulamayacak kadar küçülünce attım izmariti yere, ayağımla çiğneyip çıktım dışarı. Çıkmamla abimi görmem bir oldu.

  • – Ağzına sıçtığım, sigaramı içiyon lan sen?
    Daha cevap bile vermeden tekme tokat girişti bana. Eve gidene kadar dayak yiyordum. Ne zaman ki karşıdan babam göründü, abim saygısından olacak bir durdu.
  • – İt eniği gibi ne çalıyon la çocuğa?
    O gece abim babama karşı madara olmuş olacak ki hiç konuşmadı. Ne vakit yatma vakti geldi, bana;
  • – Sen girişte yatacaksın, dedi.
    Biliyorum bu ceza sigara içmemden daha çok babama kızgınlığın bedeliydi.
    Bizim oralarda evlerin girişinde etrafı camlarla çevrili bir ön giriş daha olur. Bu kış günlerinde yağan kar içeri girmez, çamurlu ayakkabılar, kömür leğeni oraya konur. Soba içerde yandığı için burası neredeyse dışarıyla aynı soğukluktadır.
    Yengem önce ayakkabıları aldı içeri. Yere serilen iki boy gazetenin bin yanına ayakkabıları diğer yanına kömür kovasını koydu. Girişi de alelacele bezle sildi. Eskiden kalma, üstü sidikten sararmış döşeği getirip olduğu gibi girişe bıraktı. Tüm bunlar olurken babam tek laf etmeden oturuyordu. Çaresizliğini torunlarına belli etmemek için bir şey diyemiyordu belli. Döşeği ve yorganı aldım, yere önce döşeği açtım ve soğuktan korunmak için yorganı kafama kadar çektim. Yediğim dayaktan mı, yoksa babamın o sessiz duruşundan mı bilemiyorum, uyumuşum.
    Sabaha karşı babamın beni dürtmesiyle uyandım.
  • – Kalk yatak sıcak, geç benim yerime yat, dedi.
    İşte o an, tüm zorluklarına rağmen yaşamı sevmeme neden olan andır. Ben babamın sevgisinin sıcağını, o sabah camiye giderken bana bıraktığı yatağın sıcağında tattım.